21 Temmuz 2012 Cumartesi

Çocukların cezaevinde olması suçtur!


Psikolog Ayten Zara Page anlatıyor


Çocukların cezaevinde olması suçtur!

Yılmaz Güney’in “Duvar” filmini aratmayan bir utanç olayı daha yaşandı cezaevinde. Şubat 2012 tarihinde Adana Pozantı Cezaevi’nde çocuklara taciz ve tecavüz edildi. Taciz ve tecavüzün “taş atan çocuklara” yönelik olduğu her fırsatta dile getirildi; meşrulaştırmaya çalışıldı. Devletin taş atan çocuklara potansiyel militan ve terörist olarak bakması böylesi bir insanlık suçunun kolayca işlenebiliyor olmasının en büyük nedeni
Şafii Çelik
2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu(TMK) kapsamında gözaltına alınan binlerce çocuk, sokakları sessizliğe bıraktı. Sokaklarda yankılanması gereken sevinç çığlıkları, kendini cezaevlerinde taciz ve tecavüzün çığlıklarına bıraktı. Bu çığlıklar karşında milyonlarca insan sesini çıkarmadı. Devlet ise bu taciz ve tecavüz olayını haber yapan ve gündeme taşıyan gazeteciyi tutukladı. Bu gelişmeler gösteriyor ki bu yaşanan taciz ve tecavüzün bir devlet politikası olduğudur. Çocukların TMK’dan yargılanması ve çocuklara militan, terörist olarak bakılması bunun en açık göstergesidir. Çocukların militan ve terörist olarak algılanması ve yargılanması, böylesi bir insanlık suçunun cezaevi yetkilileri, yetişkin mahkumlar ve toplum  tarafından kolayca işlenebiliyor olduğunu gösterdi. Çocuklara yönelik cinsel istismarın ve ihmalin çocuklarda bırakabileceği psikolojik travmaları Doç. Dr. Ayten Zara Page ile konuştuk.

Bildiğiniz gibi Pozantı Cezaevi’nde taciz ve tecavüz olayları yaşandı. Taciz ve tecavüze uğrayanlar çocuklardı. 18 yaş altı çocukların cezaevlerine konması doğru bir şey mi?
Ayten Zara Page: Hiç doğru değil. Çocukların işledikleri suç ne olursa olsun, çocukların cezaevinde değil de, çocukların yapmış olduğu suçu onlara yanlışlarını anlatan, onların eğer bu suçu tekrardan yapan eğilimleri ve davranışları varsa bu davranışları ortadan kaldırabilecek onları hem ehlîleştirecek, hem iyileştirecek, ıslah evleri veya çocuk evleri olabilir. Eğitimlerini ve sağlıklı gelişmelerini sağlayabilmek için ıslah evleri olabilir. Dolayısıyla cezaevi hiç uygun yer değil. Yani çocuklara yapılanlar değil; çocukları cezaevine koymak da çocuk haklarına göre suçtur. Bu anlamda Türkiye, çocukları cezaevlerine koymasından dolayı suçludur. Cezaevlerinin koşulları uygun olsa dahi çocukların cezaevinde olması suçtur.
Mart 2012 istatistiğine göre 2021 tane çocuk hükümlü var. Bunlardan yaklaşık 500’ü  çocuk cezaevinde kalıyor. Geriye kalan 1000 üzerinde çocuk ise yetişkin mahkumlarla beraber kalıyor. Çocukların yetişkinlerle beraber kalması, yargılanması, aynı cezaevinde kalması ve aynı mahkemelerde bulunması çocuklar için nasıl bir şey?
A.Z: Taş atan çocuklar yani terörle mücadele kanununun mağdurları olan çocuklar açısından bakarsak, çok ciddi politik ve sağlık sorunları teşkil eder. Çünkü oradaki çocuklar cezaevine konulduğu zaman, terörle mücadele kanunundan yargılan çocuklar, bir militan olarak ve terörist olarak algılanıyor. Dolasıyla oradaki şiddetin her çeşidine maruz kalabiliyor. Bu şiddete maruz kalan çocukların psikolojik sağlığının akibetinden bahsetmek çok şey değil aslında: Her türlü sorunu yaşayabilir. Hem kısa dönemde hem de uzun dönemde çok farklı ruhsal sorunlar yaşayabilirler. Aslında biraz önce ıslah evi dedim ama suç işlemiş çocukların ailelerinden koparılmadan hayatlarına devam edebilmesi ve suçlarının bedelini toplum içinde sorumluluk alarak yani bir yaptırımda bulunarak karşılığını veriyor olması çok önemli. Mesela yurtdışında daha çok suç işleyen çocukların, toplumda suçunun karşılığını ödeyebilmesi, bu suçunun cezasını çekebilmesi ve bundan ceza çekerek toparlanabilmesi için toplumda bir takım görevler yapılmıştır. Toplumsal psikoloji anlamından çocukların topluma vermesi gereken bazı sorumluluklar belirlenmiş. Bu sorumluklar; okulu temizlemek, sokakları temizlemek, çöpleri toplamak gibi bir sürü şey olabilir. Dolasıyla çocuk hem olması gereken sağlıklı koşullardan uzaklaştırılmadan hayatını devam edebilir hem de yapmış olduğu şeyin bedeli ne ise bunun karşılığını topluma hizmet ederek  verebilir diye düşünüyorum. Eğer bir sistem arıyorsak, bu çocukları nasıl disipline ederiz veya nasıl değerlendiririz diye düşünüyorsak, bence en uygun sistem budur.  Ama diğer çocuklar, yani yetişkinlerle beraber kalanlar, çok daha sağlıksız bir ortamdalar. Hem ihmal hem de istismar söz konusu.
Terörle Mücadele Kanunu’ndan dolayı tutuklanan ve bu doğrultuda militan, terörist olarak algılanan çocuklara yapılan taciz ve tecavüzler olayları meşrulaştırıyor mu?
A.Z: Devlet zaten onları militan olarak görüyor. Güvenlik görevlilerine taş attıkları için, PKK’nın propagandasını yapıyor düşüncesi ile “bu çocuklar da onların hizmetkarları ve bunlar da küçük terörist” diye içeri atıyor. Onlarca, yüzlerce yıl ceza ile yargılanıyor bu çocuklar.  Devletin bakışı o zaten. Bu bakış açısı olduğu için, çocuklar cezaevine konulduğu zaman oradaki tutuklular da çocuk, yetişkin ve hizmetliler taş atan çocuklara önyargıyla yaklaşıyor. Yani “bunlar hak ediyor, bunlar bize tehlike oluşturuyorlar, bunlar bizim vatan ve milletimize ve Türk halkına tehdit oluşturanlar insanlar ve bunlara ne yaparsak yapalım hak ediyorlar.” Her türlü şiddeti hak ediyorlar diye düşünüp çocukları ihmal ve istismar ettiklerini düşünüyorum.
Psikolog Serdar Değirmencioğlu: “Bir çocuk Filistin ortamında doğduğu zaman, o çocuk ne görürse onu taklit edecek.  Çatışma varsa çatışma öğrenecek. Eğer kabul edilmezse, öğrenme sürecini yok sayacağız” diyor. Filistin ve Güneydoğu bölgesine baktığımızda 10 yaşındaki çocukların taş attığını görüyoruz. Bu öğrenme sürecinin devam ettiğini mi gösteriyor?
A.Z: Türkiye’de yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çocukların taş atıyor olması bir dili ve farklı bir şeyi ifade ediyor. Öncelikle çocuğa taş attıran koşulların nasıl olduğunu sorgulamamız gerekiyor; o taşı neden attığı değil… O taşı atmasına sebep olan koşullar mevcut. Oradaki çocuklar ve çocukların ailelerinin koşulların yanlışlığı, o koşulların yetersizliğinden bahsetmek gerekiyor. Sorun taş atan çocuk değil. Çocuğun taş atmasına neden olan koşullar. Politik ve ekonomik koşullar var. Oradaki insanlar ciddi mağduriyet içinde. Hem politik hem ekonomik olarak hem de psikolojik olarak ciddi mağduriyet içinde yaşıyorlar. Bu,  mağduriyetlerin bir protestosudur. Görünmek, var olmak ve anlaşılmak bir ihtiyaç ve oradaki çocuklar annelerinin, babalarının yerine de taş atıyorlar. Annelerinin, babalarının ızdıraplarını ve dramlarını paylaştıkları için taş atıyorlar diye düşünüyorum. Psikolojik olarak da öyle bir açıklama yapabilirim; hani bazen diyorlar ya çocuklar laf olsun diye veya gençtir, toydur diye taş atıyorlar. Gençliğin o taşkınlığıyla, o istemiyle, grup psikolojisiyle oradaki protestolara, eylemlere katılıp taş atabilir ve dağıtabilir diye düşünüyorlar ama orda başka bir anlam da var. Çocuğun söylemek istediği başka bir şey var:  Annesinin ve babasının yaşadığı mağduriyeti ve dramı taş atarak protesto ediyor. Bunu görebilmek lazım aslında. Çocuk mağduriyetini böyle dile getiriyor. Taş atmak, terörizmin ve suçun açık bir göstergesi değildir. Psikolojik ve sosyolojik olarak da ne oluyor da bu çocuklar taş atıyor diye bakmak gerekiyor.
Cezaevlerinde bulunanların (Hizmetlilerin, doktorların ve gardiyanların) çocuklara nasıl davranması gerektiğine dair bir eğitimden geçmesi gerekmiyor mu?
A.Z: Bir kere cezaevlerinde çocukların olmaması gerek. Çocukların yeri cezaevi değil. Eğer ki çocuk cezaevine konulduysa, elbette oradaki gardiyanından doktoruna ve müdürüne kadar herkesin çocuklarla nasıl konuşulması, nasıl iletişim kurulması, çocukların içinde bulunduğu ruhsal durumu anlayabilmeleri, onlara yardım edebilmeleri, yaşadıkları bunalım ve krizlerde onlara yardım edebilmek için basit bir takım bilgi ve becerilerde eğitim almaları şart. Ama alırlar mı bilmiyorum. Söz konusu Kürt çocuğu olursa ve militan diye adlandırdıkları çocuklar olursa almazlar. 2009’da yine gündeme getirdiğimiz bir olayda,  doktorlar ve psikologlar çocuklara, “siz teröristsiniz, iğrenç mahluklarsınız, siz her şeyi hak ediyorsunuz” demişlerdi. Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu doktorlar ve psikologlar bile böyle yaklaştı çocuklara. İnsan haklarına en saygılı olması gereken meslek grupları, çocukları ihmal ve istismar etti. Gardiyanların, hizmetlilerin ve müdürlerin eğitim alması durumu değiştirir mi? Aslında değişmiyor. Çünkü doktorlar ve psikologlar eğitimli olmalarına rağmen bunu yapıyor. Onlara yıllarca eğitim verelim, bir şey değişmiyor. Oradaki o bakış acısı çocukların şiddete maruz kalmasına sebep oluyor. Ama devlet bunu yapıyor.  En başında devlet, bu çocukları apar topar, ite-kaka, döverek, hırpalayarak aldı. Karakolda çocukları şiddete maruz bıraktı. Çocukları alıp, cezaevlerine koydu. Devlet çocuklara bunu yaptığı için de diğer hükümlüler ve hizmetliler “devlet bunu yapıyorsa ben niye yapmayayım?” diyor. Devlet çocuklara karşı suçlu.

Peki, bu cinsel istismar çocukları nasıl etkiler? Hangi travmalara neden olur?
A.Z: Cinsel istismar kendi içinde yapılan tarza, yapan kişiye, yapılış biçimine göre kısa ve uzun süreli bir takım sorunlara sebep olabiliyor. Biz istismara, özelikle cinsel istismara, “çoğul travma” diyoruz. Çünkü istismarın içinde hem duygusal hem de fiziksel travma var. Cinsel, duygusal ve fiziksel travma içerdiği için çoğul travmadır. Çocuğun bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tehdit eden bir istismardır. Cinsel istismara uğrayan çocukların neler yaşadığına bakarsak;  istismarın biçimine bağlı, eğer orda çocuk istismar eden kişi tarafından aşağılanarak, küçümsenerek ve hatta fiziksel şiddete maruz kalarak istismar ediliyorsa o çocuk kendine olan değerini ve kendini değersizleştirmeye başlayacak ve hayata olan, insanlara olan inancını kaybedecek, bunun sonucunda da yaşama isteği kalmayacak. Yaşama isteğini kaybeden kişi kendine zarar verebilir ve intihar edebilir.  Çocuk bunu yapmazsa bile, kendisini değersizleştirerek bu sağlıksız durumun devamına neden olacaktır. Ama her çocuğun yaşadığı istismar çocuğun kişilik özelliklerine göre, istismarın taleplerine göre farklı ruhsal sonuçlar doğurabilir. Her bir çocuk farklı farklı tepkiler verebilir.
Sonuç olarak çocukların cezaevlerine konmasını ve istismarı önleyebilir miyiz? Nasıl?
A.Z: Öncelikle devletin bu ihmal ve istismar edici ve TMK’yı değiştirmesi gerekiyor. Daha önce kanunun bazı maddelerinin değişmesini istedik. Böylece yaşlarından ötürü bir grup çocuk serbest bırakıldı. Fakat şimdi 18 yaşını doldurduğu için o çocuklar tekrar tutuklandı. Devletin bu politikasını değiştirmesi gerekiyor. Değişmesi için çalışmamız gerekiyor. Bu durumu değiştirmek gerek. Benim bir ümidim var ve bunun için yazıyorum, çiziyorum, konuşuyorum. Yoksa Türkiye kederler beldesi olacak. Çocuğumuza, annemize, kızımıza bunlar yapılıyorsa ve biz bunlara ses çıkarmıyorsak biz de suçluyuz. Biz de o çocukları ihmal ve istismar ediyoruz demektir. Sizin buraya gelip, bu konu ile ilgili birkaç kişinin ilgisini çekmeye çalışmanız ve söyleşi yapmanız da bir sorumluluk örneğidir. Yoksa hepimiz bundan sorumluyuz.
http://www.eksiyirmidort.net/eski-sayilar/

27 Haziran 2012 Çarşamba

Hipster’lar çağımızın gençlik alt-kültürünün sembolü mü?



Hepimizin bildiği veya bir şekilde duyduğu gençlik akımları var. Hippileri,rastaları, punkları, rockçıları kim bilmez ki. Fakat günümüzde hala etkinliği devam eden ve kendini popüler kültüre karşı korumayı başaran bir hıpsterizm var. Hipsterları hala etkili kılan ve hipsterları diğer akımlardan ayıran birçok nokta olmasına karşın çok benzer yanları da var. Günümüz koşullarında hipster olabilmek için sosyal, kültürel ve ekonomik olarak en az orta sınıfı temsil etmek gerek

Hipster kültürü, 20 ile 30 yaş arası gençlerin arasında etkilidir. Bu gençler kendilerini popüler kültüre karşı konumlandırıyor. Böylece bu gençler yeni bir alt-kültür oluşturmuş oluyorlar. Bu akımının içinde bulunan gençler eğitimli, kültürlü olmakla beraber, teknolojiyi, interneti ve sanatı da iyi takip ediyor. Hipsterların en önemli özelliklerinden biri “thrift store”lara gitmesi ve kendileri reklam ve pazardan korunması. Peki ya “trend avcıları” hipsterların giymek istediklerini büyük mağazalarda yer almasını sağlarsa yani hipsterizm marka olursa, hipsterizm ne olur. Etkinliği hippiler, rastlar ve punklar gibi azalacak mı? Yoksa yüzünü mü değiştirecek? Bildiğiniz gibi geçmişten günümüze birden fazla akım geldi ve birçoğu etkinliğini kaybetti.
Geçmişten günümüze Hipster’lar.
 Hipsterizm aslında yeni bir akım değil. Hipsterların Beat Kuşağı’ndan etkilendiğini veya beslendiğini söyleyebiliriz. Edebiyat, müzik ve şiiri bir araya getiren Beat Kuşağı’nın önemli temsilcileri arasında Jack Kerouac ve William Boroughs gibi yazarlar yer alıyordu. Geçmişi 1940’lara dayanan ve o dönem ılımlı bir kuşağı temsil eden, jazz’dan beslenen ve 2.Dünya Savaşı’na karşı çıkan bir akımdı. 1950’lerin sonlarına doğru, işçi sınıfı ve orta sınıfa ait olan bu gençler, bir alt-kültürün temsili olarak ortaya çıkmaya başladılar. Yani 20. yüzyılda da var olduğunu söyleyebiliriz. 21.yüzyılda tekrardan ortaya çıkmasını temelde popüler kültüre bağlayabiliriz. Çünkü diğer akımlarda olduğu gibi hipsterizmde de popüler kültüre karşı kendini konumlaması gerek. Bu sebepten dolayı  popüler kültüre karşı alternatif bir alt-kültür oluşturma isteği var. Bu noktada günümüz hipsterların diğer akımlardan çok farklı olduğunu söyleyemeyiz. Elbette ki farklı oldukları noktalar vardı. Örneğin; geçmişin gençlik alt-kültürlerinin veya bu akımların dünyayı, koşulları, hayat standartlarını değiştirme gibi bir isteği vardı. Aslında bu isteğin ötesine gidip mücadele eden, kavga eden bir gençlik ve alt-kültür görmek mümkün. Fakat bunu Hipsterlarda görmek zor. Hipsterlar da ise daha çok müzik, sanat ve giyimde bir değişiklik var.

1950li yıllarda ortaya çıkan bir edebiyat akımına dahil olan yazarları tanımlamak için kullanılır. Dönemin ABD toplumunun değerlerini eleştiren Beat Kuşağı yazarlarının başında Jack KerouacWilliam Seward Burroughs ve Allen Ginsberg gelmektedir.  Beat Kuşağı doğaçlama, tutkulu diyalog, açık cinsellik ve uyuşturucu deneyimleriyle ilgilenmiştir
Hipeter’ların giyim tarzı ve yemekleri
Aslında diğer akımlarla benzer olduğu nokta popüler kültüre karşı kendini konumlamalarıdır. Popüler kültüre karşı alternatif bir alt-kültür oluşturmaları.  Hipsterlar eğitimli ve kültürlü olmakla beraber, müziği, filmi ve edebiyatı çok iyi bilirler. Trendleri çok iyi bilirler. Dar pantolon giyinmesi ve büyük gözlüklerin takılması şart. Erkek giyimine bakarsak dağınık bir saç kesimine ve renkli daracık bir pantolon olabilir. Genç bir kızın giyimi ise zıt renkli bir külotlu çorap ve kabarık etekli bir kıyafet olabilir. Bu giyim örneklerini çoğaltmak mümkün. Aslında bu giyim kültürünü Zeynep Arsel ve Craig J. Thompson çok iyi tanımlamakatadır. Arsel ve Thompson, hipster kültürünü, cinsiyet sınırları belirlenmemiş olan eklektik giyim tarzları üzerinden tanımlıyor. Alışverişlerini daha çok American Apparel, H&M, ASOS, CobraSnake ve “urban Outfitter” gibi mağazalarda yapıyor. Onun dışında hipsterlar eski şeyleri yenilemeyi severler. Genelde “thrift store”lara  çok gidilir. Özellikle hipsterlar reklam ve poster gibi görsellikten nefret ederler. Kullandıkları kıyafetler ve mekanların popüler olmaya başladığını anladığı an bırakırlar. Hipsterlar kıyafet ve mekanlarını değiştirmekle kalmaz kendi davranışlarını da değiştirirler.
Hipsterizm’de vejetaryen olmak şart değil ama çoğu vejetaryen. Meyve ve Asya yemekleri tercih ediliyor. İçecek olarak da kahveyi tüketirler. 

Hipster’ların etkili olduğu yerler
 Mekan olarak baktığımızda hipsterlar genellikle büyük şehirde etkililer. Amerika’da Chicago, San Francisco, Portland, Seattle, özellikle Williamsburg Brooklyn ve New York City’de çok etkililer. Avrupa’nın birçok ülkesinde de hipsterları görmek mümkün. Türkiye’de bu akımdan söz etmek mümkün ama  yeteri kadar geliştiğini söylemek mümkün değil.  Hipster kültürünü anlamak o kadar kolay değil. Çünkü Hipsterizm Amerika kökenli bir akım. Bu akımın alternatif müziğini, sanatını ve filmlerini anlayabilmek için en az İngilizce bilmek gerek. Bunun yanında internet, teknoloji ve sanatsal formları takip etmek gerek. Bunları yapabilmek için kültürel, sosyal ve ekonomik olarak en az orta düzeyde olmak gerekiyor.  Yine de İstanbul’un bazı semtlerinde hipsterları görebiliyoruz. Özellikle İstanbul’da; Beyoğlu, İstiklal Caddesi, Cihangir ve Asmalı mescitte, çeşitli kulüplerde, salonlarda ve konserlerde rastlamak mümkün.
Hipster’ların alternatif müziği, sanatı, dergileri ve filmleri
Hipster kültürünün önemli öğelerinden birisi ise müziktir. Birden fazla dinledikleri grup olabiliyor. Özellikle müzikleri: Indie Rock, Neo Folk, Trip Hop, Alternaitve Hip Hop, Electronic Rock, Art Rock.
Müzik grupların bir kısmı ise : Animal Collective, Grizzly Bear, Belle & Sebastian, Electric President, Stray Kites, Jens Lekman, Neutral Milk Hotel, M83, Neon Indian, Neon Neon, Margot & The Nuclear So and Sos, King Khan, the Shrines. Mekan ve kıyafetlerinde olduğu gibi dinledikleri müzik grupları da popüler olduğu zaman bırakılıyor. Yeni müzik arayışına giriyorlar. Müzik blogları veya pitchforkmedia.com'ı kullanıp bulabiliyorlar.
Hipster kültürü temel olarak kendini bağımsız sinema tüketimi üzerinden tanımlamaktadır. Diğerlerinde olduğu gibi büyük şirketlerden uzak durmaktadır. Ne zaman bir şeyin önünde  "indie" görürsek, o hipster'ler için (yada hipsterler tarafından) yapıldığını düşünebiliriz. Mesela Indie Film, Indie Music, Indie Art. Indie: "independent" demek, yani büyük şirket tarafından yapılmamış bir şeydir. Türkiye’de ise bağımsız sinemanın izleyicilerin buluştuğu noktalardan birisi hiç şüphesiz ki Emek Sineması’dır.
Hiç şüphesiz ki bu kadar kitleye sahip olan bu akımın takip ettiği belli başlı dergiler ve yazarlarda bulunmaktadır. Vice ve Clash hipsterların önemli dergilerindendir. Bunu yanı sıra Bukowski ve Kerouac gibi yazarları ve özellikle bu tarzda yazılan kitapları okuyorlar.
Diğer gençlik alt-kültür akımları
Hippiler
Her döneme damgasını vuran akımlardan söz etmek mümkün.  Bu akımlar genelde yaşadığı dönemin kültürel yapısını değiştirmekle kalmayıp, politik yapısını da değiştirebilirler. Özellikle Hippileri göz önüne alırsak bunların geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Hippiler asla kendilerine sınır koymayan, tüm yetkileri reddeden ve savaş karşıtı olarak bilinen bir akımdı. Özellikle ABD’de sisteme aykırı hareketleriyle öne çıkan hippilerde özgürlükçü ve anti militarist akımlar oluşmuştu. ABD’deki 1960 kuşağının en önemli hareketi o zaman ABD’nin yürüttüğü Vietnam savaşına karşı hippilerin muhalefetiydi. Bu akım kısa sürede tüm dünyada etkili oldu. Sosyal standartları ve koşulları değiştirdiğini söyleyebiliriz.  Özellikle sanatta, müzikte ve modada çığır açtılar. Ahlak, aile, savaş ve vatanseverlik gibi kavramları, politik bir tavır ile “savaşma seviş” sloganları ile yıkmaya çalıştılar. Kendine has olan ve  bir anlamda tarzları ile alt kültürü oluşturan bu akım, seyahat ediyor ve komün yaşıyordu.

Rastafarianizim
20.yüzyılda sadece hippiler değil, rastalar de var.  Her akımın kendine has özellikleri var. Rastafarianizim’e baktığımızda, Afrika kökenli olup, orada din olarak kabul edilen bir hayat tarzı. Rastalar saçlarını taramaz ve kesmezler bu şekilde uzayan saçlar bir süre sonra Dreadlock ismini alan bir saç modeline dönüşür. Et yemez, sigara içmez, alkol kullanmaz ve dünya barışını savunurlar. Popüler kültürlerdeki yansımalarını da pek sevmezler, yani onlar gibi saçlarına rasta yaptırıp onlara özenenleri.  Bu yüzden de onların belli bir giyim tarzı ve şekilleri yok. En büyük ortak noktaları saçlarının rasta olması.

Punklar
 Diğer önemli bir akımda punklardır. Punkların temel amaçlarında biri otoriteye karşı olmak ve özgürlüğü savunmaktı. Biz bu özgürlüklerini kıyafetlerinden de görebiliriz. Punkların modası biraz öfkeli, uyumsuz ama çok renkliydi. Bazen üstlerini başlarını yırtıp çengelli iğnelerle kumaş parçalarını birbirine tuttururken yeni bir tarz oluşturuyordular. Gördüğünüz gibi birbirinden farklı olan bu akımlar, yaşadığı çağda etkili olmakla kalmayıp günümüzün gençlik alt-kültürünü de oluşturdular. 

Rockçılar
Bu akımda diğer akımlar gibi kendini 1950’li yıllarda göstermiştir.  Rock müziğini, felsefesini ve içinde taşıdığı isyanı iyi anlamak için öncelikle Blues adlı müzik türüne bakmak gerekiyor. Çünkü Blues müziği, doğrudan rock müziğini etkilemiştir. Onun için Blues felsefesini incelemeden rock müzik felsefesi incelenemez.  Afrikalı siyahlar Blues müziğini icat edip ve bu müzik türü ile beyazlardan gördüğü zulüm karşısında öfkelerini ve bir anlamda sitemlerini üstü kapalı bir şekilde bu müziğe yansıtmıştır. Blues müziği de caz müziğinden etkilenmiş ve blues müziği, rock müziğini doğurmuştur.  Rock müziğin vazgeçilmezlerinden biri ise elektro gitardır. Müzikte elektro gitarın kullanılmasının en büyük sebebi ise “distortion” adı verilen ses efektinin kulakları tırmalayıcı tınısının isyanı ve acıyı en iyi şekilde yansıttığının düşünülmesidir.





Hipster akımı diğer akımlar gibi etkinliği azalacak mı?
Belli bir kitlesi ve tüketim alışkanlıkları olan hipsterlar veya onların kültürü ne kadar yaşayabilir. Kendini pazardan ne kadar uzak tutabilir. Aslında  1950’lerde orta sınıf ve işçi sınıfı “thrift store”lara gidip aldıkları eski kıyafetleri temizleyip, dikip yeni bir şey oluşturuyorlardı. Fakat yukarda değindiğimiz alışveriş merkezleri çok popüler ve ayrıca moda olan kıyafetlerde giyilmekte. Artık büyük mağazalar hipsterları takip edip bu malzemeleri alıp ve üstüne kârı da koyup satabiliyorlar. Douglas Haddow bir yazısında hipsterların nasıl takip edildiğini şu cümlelerle ortaya koyuyor: “Hipster’ların atladıkları bir şey var; ‘trend avcıları’ da onların ‘boy gösterdikleri’’ bloglara bakıyor ve nasıl giyindiklerini, ne tükettiklerini not ediyor. Bu pazarlayıcılar ve parti teşvikçileri gençlik kültürünü inceleyip üzerine kâr koyup geri satarak para kazanıyor.” Bundan dolayı hipsterların istedikleri büyük mağazalarda yer alıyor. Fakat hipsterların istedikleri büyük mağazalarda olunca hipster kültürü kalır mı? Kalırsa ki bence yüzünü çok değiştirmiş olur. Ama bir alternatif yol daha gözükmektedir. Bu da popüler olmaya başlayan kültürleri değiştirip, yeni tarzlar oluşturmalarıdır. Elbette ki bunu zaman gösterecek.

Yazan: Şafii ÇELİK

 

Kaynakça: