Medyanın ekonomi politiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medyanın ekonomi politiği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2014 Salı

Abdullah Öcalan üzerinden medya okuması


Bebek katili, çete başı, İblis ve terörist başı söylemlerinden PKK lideri, Abdullah Öcalan ve barış güvercinine doğru bir serüven. Medya tarafsız, dengeli ve doğru haber yapmadığı için daima bu paradokslarla karşı karşıya kalıyoruz. Bebek katili söylemlerinden barış güvercini, barış güvercini söylemlerinden de bebek katil yaratan bir medya var Türkiye’de
Türkiye’de medya geçmişte olduğu gibi şimdi de sorunlu bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde demokrasi ve medya birbirinden ayrılamaz bir bütün. Medyanın demokrasiden sorumlu olduğu kadar demokrasinin de medyaya alan açması gerekiyor. Bu yüzdendir ki medya yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak algılanır. Demokratik ülkelerde devleti kontrol ve denetleme misyonunu sahip olan medya, Türkiye’de  bu görevi veya misyonu yerine getiremiyor.  Bu noktada Ragıp Duran; “ Türkiye’de medya topluma değil devlete, yurttaşa değil iktidara hizmet ediyor”  söylemi medyanın hangi misyonu üstlendiğini çok açık bir şekilde göstermektedir. Abdullah Öcalan üzerinden bir medya okuması yaptığımızda da medyanın devlete ve iktidara ne kadar hizmet ettiğini ve ekonomi-politik olarak ne kadar bağımlı olduğunu görmek zor olmayacaktır. 

Abdullah Öcalan üzerinden medya okuması yaparken iki dönemi göz önüne almak gerek.  Birincisi Abdullah Öcalan yakalandığı tarihte, TV ve gazetelerin Abdullah Öcalan üzerinden hangi dil ve söylemi kullandığına. İkincisi ise 21 Mart 2013’te Abdullah Öcalan’ın mektubunun Diyarbakır newroz alanında okunmasından sonra yapılan haberler.
Abdullah Öcalan yakalandığı dönem ülkenin bütünlüğüne zarar veren, terörist başı, bebek katili gibi isimler ile anılıyordu. Ana akım medya haber yaparken bu isimleri göz önüne alarak; PKK’den zarar görmüş ve yakınlarını bir şekilde kaybeden insanların hayat hikayelerini televizyonlara yansıtarak milli ve ulusal bir bilinç ortaya çıkarmaya çalıştı. Bu noktada televizyon ve gazetelerin daima bir mesaj kaygısı oldu. Hollandalı dilbilimci Teun A. Van Dijk, televizyon haberlerinin bireyler ve gruplar üzerindeki etkisinden söz ederken, “zihinleri kontrol edebilmek ya da düşünceleri değiştirebilmek için mesajların bir etkisi olduğunu kabul etmek gerekir…” (1) demesi bir anlamda medyanın zihinleri ve düşünceleri yönetme ve yönlendirme gücüne nasıl sahip olduğunu da açıklar. Medya bu mesaj kaygısını Öcalan üzerinde bazı duygular ile verdi.  Özellikle “Öcalan haberlerinde izleyici şehit aileleriyle özdeşleşmeye itilmekteydi. İzleyiciye şehit ailelerinkine benzer bir nefret, öfke ve ezilmişlik duygusu verilmeye çalışılmaktaydı.” (2)

 17 Şubat 1999’da Hürriyet Gazetesi “ bebeğim rahat uyu katilin yakalandı” haber başlığı altında Abdullah Öcalan için “ Bebek, hemşire, öğretmen ayırmadan 21 yıldır kan döken Apo, 30 bin can aldı. Türkiye’ye 30 katrilyon mal olan bebek katilinin bölücü hareketi, bölge insanına da acıdan başka bir şey vermedi.”  Aynı gazetede bir başka haberde ise  “şehide sözümüzü tuttuk” haber başlığı altında “Çete başı Abdullah Öcalan’ın yakalandığını basın toplantısıyla açıklayan Başbakan Bülent Ecevit, “Dünyanın neresinde olsa, onu ele geçireceğimizi söylemiştik. Şehit analarına verilen devlet sözü yerine getirildi.” diye haber devam ediyor. Haberin  analizi yaptığımızda dil ve söylem olarak çok kötü olduğunu  görmekteyiz. Apo ve çete başı gibi küçümseyici kelimeler kullanılmakla beraber terörist başı kavramı ile PKK ve Abdullah Öcalan üzerinden öteki kavramı oluşturulmuştur.  Bülent Ecevit’in yaptığı açıklamayı öne sürmesi ise Türkiye’nin ne kadar güçlü ve Öcalan ile PKK’nin ne kadar zayıf olduğunu göstermeye çalışılmıştır.  Okuyucuları bir anlamda şehit aileleriyle özdeşleştirmeye itmekte ve Öcalan’a nefret duyulmasını sağlamaktadır.  Demokrasi ile yönetilen ülkelerde bu tip habercilik anlayışı yoktur. Buna habercilik bile denilemez. Haberin bütün  etik kodları çiğnetilmiştir. Abdullah Öcalan Kimdir? Nerede yakalandı? Niçin yakalandı? Ne zaman yakalandı? PKK örgütü nedir? Amaçları ne? Neden PKK ve Abdullah Öcalan vardır? gibi soruların neredeyse hiç cevabı haber içinde bulunmamaktadır.  İngiltere, Amerika ve diğer Batı Avrupa devletlerin haber yapılırken, haberin arka planı (background) verilir. Türkiye’de haber masa başında veya “paşaların” odasında yapıldığı için haberin arka planını görmek mümkün olmuyor. 




 Milliyet Gazetesi de Hürriyet Gazetesi ile dil ve söylem olarak örtüşüyor. Milliyet Gazetesi Öcalan’ın yakalanmasını “Acılardan Bayrama” başlığı altında “şehitler, gaziler, gözyaşları, ağıtlar, sönen hayatlar, yaslı günler… Türkiye’nin son yirmi yılını acılara boğan terör dalgası…Ve şimdi bu terörden sorumlu PKK’nın başı Türkiye’de…Genelkurmay ve MİT’in nefes kesen kıtalararası operasyonuyla yakalanması tüm Türkiye’de büyük sevinç yarattı, ülkede bayram havası esti.” haberi bu şekilde devam ediyor. Milliyet’te başka bir haberde ise büyük bir Türkiye haritası üzerinde küçültülmüş bir Öcalan karikatürü konulmuş ve elleri yukarda teslim olmaya hazır gözüken bir imaj verilmiş. Haberde ise “sevinç gözyaşları” başlığı kullanılmış. Askerde çocuklarını kaybeden ailelerin sevinç gözyaşları gösteren fotoğraflar konulmuş. Haber başlıkları doğru kullanılmamakla beraber dili ve söylemi çok sert. Bütün acıların tek sorumlusu olarak Öcalan görülmüş.  Hürriyet’te olduğu gibi bu haberlerde de küçümseyici kavramlar kullanılmış ve bir anlamda Türkiye’yi ve Türk’ü “biz” olarak algılamamızı sağlıyor. Sabah Gazetesi ise haberciliği tamamen unutup “İblis Kafeste” başlığı atmış ve spotta da “Türkiye'yi 15 yıldır kana boğan, 30 bin 461 vatan evladının katili Apo, Kenya'da yakalanıp yurda getirildi.” yazmış. İblis kelimesi;  kötülük, hayasızlık ve Allah’a karşı gelen anlamlar içeriyor. Kafes kelimesi ise daha çok vahşi yaratıklar için kullanılan ve bu yaratıkların çevreye zarar vermemesi için tutulduğu yerdir. Dünyanın belki de hiçbir yerinde haber dilini ve söylemini böyle öfke ve kin kusan bulamazsınız. Haberciliğin sıfır olduğu bir ülkede ancak bu kadar olur dedirtiyor insana. Sol söyleme yakın dediğimiz Radikal Gazetesi bile kendini bu hastalıktan kurtaramıyor. Radikal Gazetesi ise Abdullah Öcalan’ın yakalandı haberine tabuta sarılmış bir annenin fotoğrafını vermiş. Haber ile ilgili bir fotoğraf olmadığı gibi dili ve söylemi küçümseyici ve ötekileştirici. “ Gözyaşı dinsin” manşeti altında  “Apo’nun yakalanması, Türkiye’ye büyük maddi ve manevi kayıp verdiren terör felaketinin bitmesi ve Güneydoğu’nun kalkınması için büyük fırsat” spotu kullanmış. Star TV Ana Haber bülteninde ise “(…) Askerlerimizin aziz alınlarından öpüp “ rahat uyuyun” diyebileceğiz. Şimdi rahat uyuyun” (3) Bir diğer haber bülteni ise “PKK sempatizanlarının Apo’ya destek için kendilerini ateşe vermesinin ardından bölücübaşı Apo’ya Neron Apo ismi takıldı”(4) haberi yapılıyor. 
  Ana akım medya Abdullah Öcalan’ın yakalandığı dönemde kin ve nefret uyandıracak bir dil ve söylem kullandı. Öcalan üzerinden PKK ve Kürtler de öteki olarak kullanılmaya, Türk vatandaşları ise şehitlerle özdeşleştirmeye çalışıldı. Bu dönemde “ Televizyon ve gazeteler adeta en milliyetçi kanal bizim kanal diyordu. Abdullah Öcalan ile ilgili yapılan haberlerin haber nitelikleri olmadığı gibi, haber niteliği ve meslek ilkeleri de hiçe sayılmıştır.”((5) Medya kuruluşları kullandığı dil ve söylem olarak kendilerini doğrudan TSK’nın yanında konumlandırmıştır. Özellikle İçişleri Bakanlığı’nın yasakladığı sözcükleri kullanmaması bunun en önemli kanıtıdır. Gerilla yerine terörist, Peşmerge yerine Kuzey Iraklılar veya sığınmacılar, Abdullah Öcalan yerine terörist Öcalan, Kürt vatandaşı yerine Türk vatandaşı ve Kürt milletvekili yerine terör örgütü elemanı kullanılması İçişleri Bakanlığı tarafından daha uygun görülmüştür. Medya bu uygun sözcükleri çoğaltarak İblis, çete başı, bebek katili, bölücü başı ve yüzlerce kelime türetti. Medya savcı ve kanun misyonu kendisine görev saymış ve tüm haberlerinde yargı bildiren dil ve söylem içinde olmuştur. Oysaki aynı ana akım medya 21 Mart 2013 ve sonraki günlerde Abdullah Öcalan, PKK ve Kürtler üzerinde farklı bir dil ve söylem kullanmış. Bebek katili, terörist başı, bölücü başı, Apo, İblis ve çete başı isim veya sıfatlar yerine Abdullah Öcalan, PKK lideri ve haberin veriliş şekline göre adeta barış güvercini ismi kullanılmış.  






 Hürriyet Öcalan’ın yakalandı dönemde bebek, öğretmen, hemşire katili ve çete başı olarak haberleri vermişti. Hürriyet gazetesi 21 mart 2013’te ise “ İşte Öcalan’ın mesajı” başlığı altında “Diyarbakır’daki nevruz kutlamasında Öcalan’ın 5 sayfalık mesajını BDP’li Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan Türkçe ve Kürtçe okudu. Öcalan, ‘PKK’ya silahlar sussun, sınır dışına çıkın.’ Öcalan’ın dikkat çeken mesajlarından biri de ‘Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde, Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Kurtuluş Savaş’ının derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz’ sözleri oldu.” 22 Mart 2013’te Hürriyet Gazetesi “ Dünya Öcalan’ın konuşmasını böyle gördü” başlığı altında şu spotla devam etmiş; “PKK lideri Abdullah Öcalan’ın bugün Diyarbakır’daki Nevruz kutlamaları sırasında okunan mesajı tüm dünya basının gündemi oldu.” Hürriyet Gazetesi internet sayfaları bu haberleri verirken tüm kötü sıfat ve isimlerden kaçınılmış. Öcalan’ın beş sayfalık mektubunun tamamı vermesi ve dünya basının Abdullah Öcalan ve barış süreci ile açıklamaları vermesi; Öcalan’ı önemli bir şahsiyet olduğunu göstermiştir. Bebek katili ve terörist başı yerine PKK lideri ve Abdullah Öcalan kullanılması söylem ve dilini değiştirdiği ve olumlu mesaj vermeye çalıştığını söylemek doğru olur diye düşünüyorum. Ayrıca tüm dünyanın Öcalan’ın mektubunu değerlendirmesi ve bu haberi de vermesi ayrı bir prestij kazandırıyor Öcalan’a. Milliyet gazetesi ise Nevruz bayramında okunan Öcalan’ın mektubu ile ilgili “ Öcalan; Silahlı güçlerimiz sınır dışına çekilsin” başlığı altında “Diyarbakır’da 1 milyona yakın kişi Öcalan’ın mesajı için Nevruz alanında bir araya geldi”  haberi yapıldı. Sonraki günlerde Milliyet bu dili ve söylemi devam ettirdi ve 22 Mart 2013’te ise “Karayılan’dan örgüt üyelerine flaş talimat” başlığı altında “Abdullah Öcalan’ın dün Diyarbakır’daki nevruz kutlamasında okunan mektubunda yer alan ‘sınır dışına çekilin’ mesajından sonra, örgütün Kandil Dağı’nda bulunan yöneticilerinde önce Murat Karayılan, sonrasında da Duran Kalkan’ın, PKK’lılara telsizle, sürece destek için ‘eylemsizlik’ pozisyonuna çekilmeleri talimatı verdikleri öne sürüldü.” Barış sürecinin başlatılması ile beraber PKK, PKK yöneticileri ve Abdullah Öcalan için kullanılan küçümseyici ve yargı bildiren kavramlardan tamamen uzaklaşıldı. Yargı ve küçümseyici kavramlardan uzak durmaları bir yana haberlerin tümü göz önüne alındığında Abdullah Öcalan’ın Türkiye’de barışı destekleyen akil bir insan olduğunu göstermeye çalışılmış.  Star Gazetesi de bu söylem çerçevesinde haber yaptığını söylemek mümkün Haberleri ise “Barış Nevruzu” ve “Diyarbakır’daki Nevruz Coşkusu” başlıkları altında Öcalan’ın eylemsizlik ve sınır dışına çekilmeye vurgu yapmış. 

  

Ana akım medya 1999’da “Öcalan yakalandı” haberleri yaparken yakınını kaybeden gözü yaşlı anne ve babaların fotoğrafları ile Türk bayrağına sarılı tabutları gösteriliyordu. 1999’da haberi yapılan kişi ile 2013’te haberi yapılan kişi aynı olmasına rağmen verilmek istenen mesaj, kullanılan dil ve söylem tamamen farklı. Artık haberlerde sevinç çığlıkları, Öcalan posterleri ve yöresel kıyafetler yer aldı.
Sonuç yerine
Medyanın söylemi iki dönem için ne kadar farklılık gösterdiği gözler önünde. Bebek katili söylemlerini bırakıp barış güvercini söylemlerini kullanmak; Türkiye’de medyanın gerçek anlamda geliştiğini mi gösteriyor? Geliştiğini söylemek mümkün değil. Türkiye’de medya daima kendini bir taraf olarak konumlandırıyor. Bazen paşaların yanında yer alırken bazen sivil iktidarın yanında yer alıyor. Oysaki medya kullanması gereken dile çok önem vermesi gerekir. Tarafsız, doğru ve dengeli haber yapması bunun kuralıdır. Habere yorum yapmaktan kaçınılmalıdır ki okuyucunun beyninde bir şeyler oluşabilsin. Muhabir ve editör, yargı bildiren başlık, spot ve haberden uzak durmalıdır. Abdullah Öcalan üzerinden haberlerin hiçbirinde bu kuralları göremiyoruz. Durum böyle olunca da partizan habercilik yapılmış oluyor. Türkiye’de medya söyleminin bu kadar değişiklik göstermesini buna bağlamak yeterli olmayacaktır. Türkiye’de medyanın en büyük sorunu ekonomi politiğidir. Özellikle medyanın insanların zihinlerini etkileme kapasitesine sahip olduğunu bilen güç odakları medyayı ele geçirmek istiyor. Türkiye’de medyanın ekonomi politiğini inceldiğimiz de medya sahiplerinin başka şirketlere sahip olduğu ve bir anlamda gazeteci değil iş adamı olduğu gözler önüne çıkıyor. İhaleleri almak için hükümetin ve başka kuruluşların etkisinde kalması söz konusudur. Bu yüzdendir hükümet ve diğer kuruluşlar istediği gibi medyanın söylemini oluşturabiliyorlar.  Son yıllarda işten atılan ve cezaevine giren birçok gazetecinin hükümetin söylemine uzak kalmasından kaynaklanıyor. Bugün barış süreci söylemleri hakim olduğu için hükümet ve devlet bir şekilde medyada olumlu bir dil kullanmasına izin veriyor ve medya da hükümeti karşısına almamak için bu dili kullanıyor. Şu da bir gerçek süreç kötüye giderse medya yine “bebek katili” başlığını veya manşetlerini kullanacağını unutmayalım. Türkiye’de medyanın durumu bu kadar kötü.
Kaynakça;
1.      Bilgiç, Esra Ercan, Vatan Millet Reyting, İstanbul Evrensel Basım Yayın, 2008 s.9
2.      Bilgiç, Esra Ercan, Vatan Millet Reyting, İstanbul Evrensel Basım Yayın, 2008 s. 44
3.      Bilgiç, Esra Ercan, Vatan Millet Reyting, İstanbul Evrensel Basım Yayın, 2008 s. 53
4.      Bilgiç, Esra Ercan, Vatan Millet Reyting, İstanbul Evrensel Basım Yayın, 2008 s. 61
5.      Bilgiç, Esra Ercan, Vatan Millet Reyting, İstanbul Evrensel Basım Yayın, 2008 s. 46

Referanslar
 Kolektif, Gazeteciliğe Başlarken Okuldan Haber Odasına, İstanbul, IPS İletişim Vakfı                               Yayınları, 2009

Arsan, Esra, Medyanın Gözcüsü, İstanbul, Evrensel Basım Yayın, 2008
İstanbul Bilgi Üniversitesi, Medyakronik Hakiki Örneklerle Medya Eleştirisi, İstanbul, 2003
 Bu yazı Süreç Analiz Dergisi için yazıldı. 

http://www.surecanaliz.org/yayinlar/dergi/5







18 Kasım 2012 Pazar

Ciner Grubu ve Habertürk



    


    


    

    



Habertürk’ün Ekonomi Politiği

Medya, gelişmiş toplumlarda dördüncü kuvvet olarak algılanır. Yasama, yürütme ve yargı kurumlarından sonra devleti kontrol (check-balance) etmesi gereken bir güçtür.  Bunun ne kadar başarılı olduğu ise soru işaretidir. Batı ülkelerinde bile bu dördüncü kuvvet olma sınırlı iken, Türkiye’de neredeyse tümüyle gerçek dışıdır. Türkiye’de medyanın dördüncü kuvvet olamamasının temelinde birçok sorun vardır. Devletin ve hükümetlerin baskısı altında olma sorunları kadar, kendi sermaye yapılarından ve ideolojik tercihlerinden kaynaklanan veya resmi ideolojinin yeniden üretimi gibi birçok sorunları var medyanın. Türkiye’de medyanın ekonomi politiğine bir örnek olarak Ciner Grup’un sahibi olduğu Habertürk Gazetesi’ne bakmamız yeterli olacaktır.

Merkez Grubunun sahibi Turgay Ciner 1956 yılında Hopa’da doğdu. Ciner’in ticari yaşamı hızlı gelişmelerle doludur. Okul yıllarında çay ocaklarında çıraklık yapmış, üniversite yıllarında oto yedek parçacılığı ticaretine başlamıştır ve Talimhane’de bir dükkan sahibi olmuştur.1 Ciner 7 Mart 1978 yılında Park grubunu kurdu. 1984 yılında  Almanya’dan Mercedes ithalatına başlayan Ciner, daha sonra 1988 yılında Anadolu endüstri Holding’in ortaklarından Osman Yazıcı ile birlikte Yazeks’i kurdu. Anadolu Endüstri’nin Irak’taki taahhütlük işlerini devraldı ve 1990 yılına kadar bu ülkede anahtar teslim işler yaptı. Körfez Krizi’nin ardından Rus pazarına yöneldi. Özbekistan’da devlet için anahtar teslim entegre tekstil fabrikaları kurmaya başladı.2 2001 ekonomik krizinde medya sektöründe söz sahibi olmak isteyen Ciner, Bilgin Grubu’na ait medya kuruluşlarına talip olmuş ve Bilgin Grubu TMSF ile anlaşarak medya kuruluşlarını Turgay Ciner’e ait Park Grubu’na kiralamıştır.

Turgay Ciner, Dinç Bilgin’den almış olduğu medya şirketlerine 1 Nisan 2007’de TMSF’nin el koymasının ardından,1999 yılında Ufuk Güldemir tarafından bir haber sitesiyle yayın hayatına başlayan ve televizyon yayıncılığıyla devam eden Habertürk’ü 2007 yılında 35 milyon dolara satın almıştır. Nisan 2009’da Habertürk gazetesini yayın hayatına soktu.3  Ciner Yayın Grubu, Ciner Yayın Holding olarak; Gazete Habertürk, Ciner Medya Yatırımları, Ciner Gazete Dergi(dergi yayıncılığı), Habertürk Gazetecilik ve Matbaacılık, C Yapım Filmcilik, GD Gazete Dergi(dergi yayıncılığı) gibi medya şirketlerine sahip olmasının yanında Habertürk TV ve Bloomberg HT ve bu kanalların radyosunu da elinde tutuyor. Enerji ve Madencilik  ise, Park Termik, Park Teknik, Eti Soda, Park Enerji, Park Elektrik, Silopi Elektrik Üretim, Park Toptan Elektrik Enerjisi Satış, Park Maden ve Riotur sektörlerini sahip. Ticaret, Sanayi ve Hizmet sektörlerinde Park Holding, ETİ Hava Taşımacılığı A.Ş., Park Tıp Sağlık, Havaş, Larespark Hotel, Park Denizcilik, Denmar, Park Sigorta, Park Cam, Ciner Denizcilik, Ciner Gemi, Lares Truzim’e sahip. Son olarak ise Kasımpaşa Spor Kulübünü satın almış bulunuyor. Yurt içinde ve yurt dışında birçok alanda bulunduğu için global bir güç olduğunu söyleyebiliriz.  

Turgay Ciner’in siyasi ve bürokratik bağlantıları


Turgay Ciner'in siyaset ve bürokrasi sahnesindeki dostları arasında Mehmet Ağar, Mehmet Ağar’ın kardeşi Yunus Ağar, aynı zamanda Turgay Ciner’in askerlik arkadaşı Park Holding hem de Yazeks’in yönetim kurulunda. Turgut Özal ise Turgay Ciner’in kardeşi olan Tuncer Ciner ile ilişkileri basına yansıdı. Tuncer Ciner’in T.C. isimli yatını kullanıyordu. Hüsamettin Özkan ise Türk Silahlı Kuvvetlere iç çamaşırı satma işini Turgay Ciner’e verdiği iddia ediliyor. Mesut ve Turgut Yılmaz, Çevik Bir (aynı zamanda tenis arkadaşı), Ünal Korukçu gibi isimler bulunuyor. Turgay Ciner’in yanında çalışan isimler arasında; Özal'ın Yabancı Sermaye Dairesi Başkanı ve Dış Ticaret Müsteşarı Namık Kemal Kılıç, THY Yönetim Kurulu Başkanı eski pilot Atilla Çelebi, Kamu Ortaklığı İdaresi eski başkanı Tezcan Yaramancı, Enerji Bakanlığı eski Müsteşarı Uğur Doğan, Sivil Havacılık Genel Müdürü A. Kayıhan Kabadayı, Özal'ın özelleştirme prensleri Ökkeş Özuygur ve Süleyman Yaşar, Mehmet Ağar'a çok yakın olduğu söylenen eski MİT görevlisi Kemal Hacıbeyoğlu gibi isimler var.
        Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne 3 dilekçe vererek davada tanık olarak dinlenmek istediğini belirten Ersin Ortaç, dilekçesinde ‘‘Topal'ın öldürülmesi olayında trilyonlar dönüyor. Olayın içinde, Park Otel ve HAVAŞ'ın sahibi Turgay Ciner ile Güvener Holding'in sahibi Halil Güvener de bulunuyor. İşin içinde uyuşturucu var dedi.


Habertürk Gazetesi  Çıkışı

                Nisan 2009’da Habertürk gazetesini yayın hayatına başladı. Kendini “tanrı yazar” olarak tanımlayan Fatih Altaylı genel yayın yönetmenliğine getirildi. 28 Şubat 2009’da Zaman Gazetesi’nden Nuriye Akman’a konuşan Altaylı, özgürlükçü gazete olacaklarını söyledi. Bu konuşmaya baktığımızda Habertürk Gazetesi’nin nasıl ve hangi koşullarda çıktığını çok daha iyi anlayabiliriz. Gazetenin satış fiyatının 75 kuruş olduğunu söyleyen Altaylı, gazetenin maliyetini de 74 kuruş olduğunu söyledi. Altaylı: “Bu gazetenin 100 bin satması halinde bu, başa baş bir fiyattır. 100 binin üzerine çıktığımız zaman giderek artan miktarda kâr ederiz. Ama buna reklam ve editoryal giderler dahil değil. Editoryal giderler tirajla beraber değişmediği için, tirajımız arttıkça biz avantajlı hale geleceğiz. Hâlbuki diğer gazeteler tirajı arttıkça zararı büyüyor. Çünkü reklamla sübvanse ettiği için zararını, kağıt veya endüstriyel maliyeti reklamla kapattığı için onlar tiraj büyüdükçe zarar edecekler. Biz tirajımız arttıkça kâra gireceğiz.” 4 Açıklamasının devamında baktığımızda gazete giderlerinin minimize edildiği ve bir anlamda çalışanlara kadro verilmediği ve çalışanların adeta sömürüldüğünü şu cümleler ile anlayabiliriz: “Mesela personele baktığınız zaman biz diğer gazetelerden kadro olarak daha düşüğüz. Grubun sinerjisinden faydalanma imkânı olan yegane grubuz. Şirket başına düşen genel gider paylarımızı çok aşağılara çekme başarısını gösterdi grup yöneticileri. Diğer medya kuruluşları bizim gibi kriz ortamını öngörerek büyüme çabası olmadıkları için personel sayıları, genel giderleri daha fazla.”5 Ayrıca Habertürk’te ismini vermek istemeyen bir çalışan, çalışma koşulları ile ilgili şunları söyledi:  “Habertürk’te çalışma saatleri çok uzun. Bir kere kapıda parmak izi girişi var ve parmak izinle giriyorsun. Günde ez 8 saati tamamlamak durumundasın (özel durumlar hariç). Parmak izi sistemiyle giriş çıkış saatleri kontrol altında. Maaşlar malum asgari ücretle, çalışanlardan iyi ücret alana göre değişiyor ama genel olarak uzun çalışma koşullarının hakkettiği bir para alınmıyor.”

Habertürk Gazetesi’nin  reklamı ve tirajı

ü  Türkiye’de Reklam Gelirleri

2001 ekonomik krizinde reklam gelirleri genel anlamda tüm basını etkiledi ve bir düşüş yaşandı. 2001 yılından sonra ise reklam gelirleri artmıştır. Fakat 2008 ekonomik krizinde yine bir düşüş olmuş ve ekonomik krizinden sonra 2010’larda reklam geliri artmıştır.

Reklam gelirlerinin mecralara göre dağılımı ise en çok televizyon ve gazetelerde olur. 5

 Medya Gruplarının Mecra Bazında Reklam gelirlerinden Aldıkları Paylar

Ciner grubu televizyon bazında %2, gazete bazında %1, dergi bazında ise %3, internette ise %2. Medya kuruluşlarındaki sıralaması ise beşinci. 6

 Medya Grupları Televizyon Yayıncılığındaki Pazar Payları

Ciner %3

 En Çok Reklam Alan Televizyon Kanalları

Habertürk 11. sırada yer alıyor, süre olarak ise 5.279.707

 Gazete yayıncılığı Sektöründe Yoğunlaşma Düzeyleri

Kasım 2010’da Habertürk günlük ortalama satış olarak 217.211 CR %5,26. Mart 2011’de ise günlük ortalama satış 262.784 CR ise %6,11 ile beşinci sırada yer alıyor.

 Basın ilan Kurumu Tarafından 2010 yılında Dağıtılan İlanlar

Habertürk için resmi ilan: 3.757.133,70, mecburi ilanlar ise 1.288.539,7

 Gazete Reklamları Piyasasında Yoğunlaşma Düzeyleri (Gruplar)

 Ciner Grubu CR %8



Kar-zarar durumuna bakarsak Habertürk Gazetesi’nin ciddi anlamda kar ettiğini söyleyemeyiz ayrıca doğru ve tarafsız haber yapmadığı da gözler önünde. Peki neden bu yayın hala devam ediyor. Belki şu vereceğim örnek her şeyi açıklar. Ciner Grubu Cam ambalaj ve cam şişe fabrikalarını açmadan üç ay önce Habertürk Gazetesi’nde bir hafta içinde beş haber yapılıyor. Bu haberlerde temel nokta ise pet şişelerin sağlıksız ve kansere yol açtığını dile getiriliyor. Bu haberlerin linkleri ve yayınlama tarihi şöyle: 18.09.2011
http://www.haberturk.com/saglik/haber/670686-plastikteki-tehlike


Bu örnekte görüldüğü üzere bazı medya grupları  ekonomik ve politik çıkarlarını korumak amacıyla gazetelerini bir araç olarak kullanıyor.

Habertürk ve Hükümet İlişkisi

Habertürk TV’nin genel yayın yönetmeliği yapan Yiğit Bulut  AKP’den aday olmak istemesine rağmen AKP tarafından seçilmedi. Habertürk’ten görevine son verilen Yiğit Bulut, 2012 yılında Başbakanın başdanışmanı oldu.  Bir diğer önemli gelişme ise Habertürk Ankara Temsilci Muharrem Sarıkaya’nın görevine son verildi.  Yerine getirilen isim ise çok şaşırtıcı. Zaman Gazetesi’nde “Başbakanlık Muhabiri” olarak çalışan Erdal Şen getirildi.  Zaman Gazetesi’nin ardından bir süre Sabah Gazetesi’nde AK Parti ve Parlamento muhabirliği görevinde bulunan Erdal Şen, daha sonra Habertürk’e transfer oldu, gazetede Haber Müdürlüğü görevinin yanı sıra AK Parti ve Başbakanlık muhabirliğini de beraberinde sürdürmüştü. Oysa ki  Fatih Altaylı Nuriye Akman’a verdiği söyleşi de “bir gazetecinin kimliği veya partisi olmaz, bu olduğu zaman iş bitmiştir” diyordu.  Diğer yandan Fatih Altaylı’nın  demeçlerine veya söylemlerine bakarsak, ne kadar taraflı, devletten bağımsız düşünmediğini çok net anlayabiliriz. Habertürk internet sitesi, seks işçileri için planlanan vergi düzenlemesine ilişkin habere "Hayat kadını ya verecek, ya verecek" başlığını koymuştu. Keza Gülay Göktürk orduyu eleştirdiği için Fatih Altaylı’nın söylemlerine maruz kalmıştı. Gülay Göktürk'e, "O ordu senin bacak aranı da koruyor" demişti. Eren Keskin ise Ordu kadınlara tecavüz ediyor dediği için Fatih Altaylı “Eren Keskin'i gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam namerdim" demişti. Bir diğer örnek vermek gerekirse Ece Temelkuran’ın görevine son verilmesinin elbette ki temel nedeni farklı bir düşüncede  ve hükümetin istemediği bir şahıs olması. Habertürk’ün ne kadar yanlı ve ne kadar sabit fikirli olduğu gözler önünde. Diğer şekilde gazeteci dediğimiz tarafsızdır. Devlete ve orduya laf söyletmeyen birinden gazeteci olması mümkün müdür?

Sonuç

Türkiye’de medyanın ekonomi politiğinin bir örneğini teşkil eden Habertürk Gazetesi’ni ve Ciner Grubunu ele aldık. Türkiye’de özellikle iş adamlarının ve dev şirketlerinin medya sektöründe boy göstermesi devletin ideolojik aygıtlarını kavramak için çok önemlidir. Gramsci, Althusser  ve  Noam Chomsky’nin medya için söyledikleri ne kadar da doğru. Güç, ekonomi, medya ve siyaset tam iç içe girmiş. Özellikle büyük iş adamları arkadaki ilişkilerini saklamak veya ticaretleri için medya nasıl bir araç olarak kullandıkları gözler önünde. Devletin ve hükümetlerin baskısı altında olma sorunları kadar, kendi sermaye yapılarından ve ideolojik tercihlerinden kaynaklanan veya resmi ideolojinin yeniden üretimi gibi birçok sorunları var medyanın. Devletin ideolojik aygıtı olmaktan kurtulamayan, devletin ideolojini yeniden üreten, cinsiyetçi ve çıkar grupların pençesinde olan medya, devleti denetleyen dördüncü güç olmaktan ziyade onun ve sermayedarların denetimi altında söylemler tekrarlanıyor.


Kaynaklar;

1 Referans Gazetesi, “Tezgahtarlıktan Dolar Milyarderliğine.” 30 Mart 2005
2 Ceren Sözeri, Dilek Kurban “Türkiye’de medya ekonomisi” s.451
3Ceren Sözeri, Zeynep Güney “Türkiye’de Medyanın Ekonomi Politiği: Sektör Analizi” s.50
4 Ceren Sözeri, Dilek Kurban “Türkiye’de medya ekonomisi
Ceren Sözeri, Dilek Kurban “Türkiye’de medya ekonomisi





 Yazan: Şafii ÇELİK